29 Haziran 2015 Pazartesi

Budapeşte: Tuna’nın en güzel silueti



Orta Avrupa turlarında Viyana’nın ve Prag’ın ayrılmaz parçası olarak yer alan Budapeşte kendi başına da gezilmeyi hak eden bir şehir. 3 şehirde 2’şer gün tur peşinde koşmak yerine bağımsız bir alternatif gezi planlanırsa Budapeşte’ye ve çevresine daha geniş bir zaman ayrılabilir.

Macaristan ve başkenti Budapeşte Orta Avrupa’da kendine has bir ülke ve Macarlar kendine özgü bir halk. Avrupa’nın sonradan gelen halklarından, Orta Asya kökenliler, Avrupa Hunlarının torunları. Dilleri de zaten Asya dil ailesine dahil, Türkçeye yakın. Bazı kelimeler Türkçe ile aynı olsa da dilin melodisi ve kelimelerin yapısı sanki Türkçe konuşuluyormuş hissine varmanızı sağlıyor. Genel olarak Avrupalı görünümü olsa da bazı insanları gördüğünüzde çekik gözlerinden bir Hunlu gördüğünüzü düşünüyorsunuz. Ülkede en yaygın isimlerden birinin Attila olması da tabii şaşırtıcı değil.

Avrupa’ya geldiklerinde uzun yıllar göçebe ve savaşçı bir halk olarak Avrupa’da feodal sistemin kurulmasında (kendine içine kapalı, hiyerarşik bir güvenlik sistemi) önemli bir sebep oluyorlar. (kuzeyden Vikingler, güneyden Müslüman Araplar, doğudan Macarların akınları nedeniyle) Sonrasında Hıristiyanlığı kabul edip yerleşik yaşama geçiyorlar. Fethedenler fethedilmiş oluyor. 16. yy.da Osmanlı Devleti uzun bir süre Macaristan’ı yönetiyor. Kanuni Sultan Süleyman dönemi Osmanlı yönetiminin en güçlü olduğu dönem. Bu dönemde Budapeşte’de büyük bir Müslüman nüfus da yerleşiyor, camiler inşa ediliyor. Ancak Osmanlı geri çekilince Macarlar Osmanlıya ait tüm eserleri, camileri yıkıyorlar, Osmanlı izini siliyorlar.

Gül Baba

Tek istisna ile. O da Gül Baba. Bir Bektaşi dervişi olan Gül Baba’nın türbesi halen ayakta duruyor. Şehrin merkezi bir noktasında Tuna Nehrini gören güzel bir tepede duruyor. Budapeşte’ye gidildiğinde illaki ziyaret edilmeli. Türbe kapalıysa türbenin görevlisinden/bekçisinden rica edildiğinde kapıyı açıyor, içeri girebiliyor ve anı defterine duygularınızı yazabiliyorsunuz.
Gül Baba, Sultan Süleyman zamanında yaşamış bir derviş. Bektaşi-Alevi inancında, halka İslam’ı anlatıyor. Bir barış insanı, elinde güllerle gezdiği için Gül Baba ismi takılıyor. Halkın sevgilisi oluyor. Öldüğünde büyük bir cenaze töreni oluyor. Cenazeye Sultan Süleyman dahi gelip katılıyor. Osmanlı çekildiğinde Müslümanlar kovulup eserleri yıkılırken Gül Baba’ya dokunamıyorlar. Türbe 90’lı yıllarda Fikri Sağlar Kültür Bakanı iken restore ediliyor. Gül Babaya selam getirmek ve şehrin siluetini oradan izlemek bir nevi bir görev.

Parlamento

Budapeşte Tuna Nehrinin iki kenarına kurulmuş. Aslında iki ayrı şehrin birliği. Bir taraf Budin, diğer taraf Peşte şehirleri. Şehrin silueti meşhur. Tabii bir İstanbul değil ama Avrupa kentleri içinde, bilhassa Tuna Nehri kıyısındaki şehirler içinde silueti ile ayrılıyor. Bu nedenle zamanınızın önemli kısmını Nehrin kenarında geçirebilir, bol bol fotoğraf çekebilir, kafelerde şaraplarınızı yudumlayabilirsiniz. Siluetin bir tarafında modern şehir kısmında Meclis ve Katedral varken, daha tarihi olan kısımda ise Kale görülüyor. Nehrin üzerinde ise birbirinden güzel köprüler yer alıyor. Zincirli Köprü heykelleriyle en meşhuru. Her bir köprünün üzerinde yürüyüp fotoğraf çekebilirsiniz. Şehrin görünümü güzel olunca nehir kenarında veya kalede tepenin üstünde, nerede olursanız olun güzel ve manzarayı farklı bir açıdan gören bir fotoğraf çekme imkanınız olacak.

Macaristan görece ucuz bir ülke. Avusturya’ya göre ucuz, Balkan ülkelerine göre biraz daha pahalı. Yemekleri de ağız tadımıza uygun. Gulaş adlı ünlü çorbaları zaten başlı başına bir yemek, Gulaş içerek doymak mümkün. Özellikle kalın ekmekten yapılan kaselerin içinde veriliyorsa çorbayla beraber kaseyi de yavaş yavaş yiyorsunuz. Et yemeklerinden yiyebilir, güzel şaraplarını deneyebilirsiniz.

Kale/balıkçı burcu

Buda Kalesi bölümünü gezmeye özel bir zaman ayırmakta fayda var. Gül Baba da şehrin bu tarafında olduğu için Kale’ye gelmişken taksiyle kısa bir mesafedeki Gül Baba da ziyaret edilebilir. Kale aslında geniş bir alanı kapsıyor. Dar sokaklarda klasik bir eski şehir, sağlı sollu sıralanmış dükkanlar, kafeler, büyük bir katedral (Matthias Kilisesi), surlar (Balıkçı Burcu). Burayı keşfetmek keyifli bir iş.
Modern şehir merkezini de yine nehir kenarından başlayarak gezebilirsiniz. Burası daha çok turistik ve zengin kesim olduğu için çok kalabalık sayılmaz. Buradan biraz uzaklaşıp yürüdüğünüzde canlı bir şehir yaşamı ile karşılaşabilirsiniz. Bu nedenle sadece turistik bölgelerle kendinizi sınırlamayın, biraz daha yürüyün, insanları işlerine, okullarına giderken gündelik yaşamları içinde görebilirsiniz, daha uygun restoranlarda yemek yiyebilirsiniz. Nehre biraz daha uzak olan (mesela yürüyerek 20-25 dakika) daha uygun bir otelde de kalabilirsiniz.

Nehrin kıyısında görkemli meclis binasını ve arkasındaki katedrali gezebilirsiniz. Bir arka paralel sokakta ise lüks bir alışveriş caddesi (Andrassy Caddesi)  göreceksiniz. Bu cadde üzerinde tarihi opera binasını ve Macaristan Ulusal Müzesini ziyaret edebilirsiniz. Düzenli bir şehir olduğu için bu caddeye paralel veya dik kesen diğer caddeleri de gezebilirsiniz. Çeşitli skalalarda mağazaları göreceksiniz. Bu yolun sonunda ise kahramanlar anıtını göreceksiniz. Heykellerin yer aldığı bir meydan.

İki şehrin arasında Tuna Nehri üzerinde Margaret Adası da gezmek ve piknik yapmak için güzel bir mekan. Hava güzelse ve zamanınız varsa neden olmasın?

Budapeşte’nin hamamları, sıcak su kaynakları meşhurdur. Gelmişken hamamlarında yüzebilirsiniz.



Bir de gündüz gezdiğiniz yerlere akşam da ziyaret etmenizi tavsiye ederiz. Bilhassa nehir boyu renkli ve ışıltılı güzel bir manzara sunuyor.




24 Haziran 2015 Çarşamba

Bağzı Alman şehirleri



Genel Notlar


Önce bazı genel bilgilerle ve ortak özelliklerle başlayalım. Almanya Avrupa’nın en güçlü, en zengin ülkeleri arasında ön sırada yerini koruyor. 80 milyonu aşkın büyük nüfusu ve geniş coğrafyası ile zengin bir ülke. Diğer birçok Batı Avrupa ülkesine göre yaşam daha ucuz ama hizmet daha kaliteli. Örneğin Almanya’dan Fransa veya Belçika tarafına geçildiğinde kalitenin bir anda düştüğüne tanıklık ediyorsunuz. Almanya’nın refahı İsviçre ile karşılaştırılabilir ancak İsviçre çok daha küçük bir ülke. Almanya ise sanayi altyapısı ve eğitimli nüfusu ile çok daha büyük olanaklara hükmediyor. Bu sayede politik anlamda da Avrupa Birliği’nin esas itici gücü olduğu iddia edilebilir. Özcesi Almanya’ya gittiğinizde zengin, görece daha ucuz ama daha kaliteli bir yaşam düzeyi ile karşılaşacaksınız.

Almanya şehirleri aslında birbirlerine benziyor. Gezmek, yön bulmak zor değil. Belki Berlin bir istisna, kendine özgü bir şehir sayılabilir. (Berlin izlenimlerimizle ilgili yazımızı tavsiye ederiz.) Bunda şehir plancılığının yanı sıra ülkenin 2. Dünya Savaşında neredeyse tamamen yıkılmasının da etkisi göz ardı edilmemeli. Birçok şehir savaş sonrasında yeniden inşa edildiği için şehirlerin tarihi bölgeleri-eski şehir-alt stadt bölümleri küçük bir bölgeyi kaplıyor. Kısa sürede gezilebilir.

Almanya’da şehir merkezleri genelde belirli binalardan ve caddelerden oluşuyor. Ama tren garı (Hauptsbahnhof) şehre giriş noktasıdır ve merkeze genelde yürüme mesafesindedir. Şehrin merkezinde Belediye Binası (RatHause) ve Kilise yer alır. Bu iki yapının etrafında alışveriş caddesi ve restoranlar-kafeler yer alır. Alışveriş caddeleri genelde birbirini kesen iki caddeden oluşur ve biri daha lüksken diğeri daha uygundur. Genelde şehirler nehir kenarına kurulduğu için ayrıca nehir kenarında da yürüme, gezinme alanları ve parklar, kafeler bulunur. Alman şehirlerini gezmek bu açıdan keyiflidir ama şayet ardı ardına şehirleri geziyorsanız bir süre sonra sıkıcı bir hal alabilir.

Almanca bilmiyorsanız çok sorun yaşamazsınız. İnsanlar sizle İngilizce konuşur, Fransa’daki gibi bir dirençle karşılaşmazsanız. Ayrıca zaten her yerde Türkiyeli nüfusla karşılaşacağınız için Türkçe ile de her işinizi görebilirsiniz. Almanya’daki en büyük azınlık topluluk Türkiye kökenliler olduğu için havalimanında, caddelerde, restoranlarda rahatlıkla Türkçe cümleler duyabilirsiniz, her yerde Türkçe gazetelere erişebilirsiniz. Birçok şehirde taksicilerin, restoranlarda garsonların önemli bir kısmı Türkiye kökenlidir. Taksiye binerken veya mağazaya girerken doğrudan “merhaba” deyince Türkçe cevap almanız kuvvetle muhtemeldir. Ayrıca zaten rahatlıkla Türkiyelilerin sahip olduğu restoranları, kafeleri görebilirsiniz.

Almanya’da şehirlerarası ulaşım için genellikle trenleri tercih edeceksiniz. Trenler gayet sık, kaliteli, temiz ve oldukça hızlı. Lakin biraz pahalı. İnternetten bakabilirsiniz veya fazla yolculuk yapacaksanız Türkiye’den ayrılmadan interrail bileti alabilirsiniz.

Alman yemekleri çok yaratıcı sayılmaz. Patates, sebze, et, sosis, özellikle domuz eti yaygın. Ama artık döner başta olmak üzere Türk yemekleri de Almanya mutfağının parçası olmuş durumda. Bu öyle bir hal almış ki Afganistan’daki Alman askerlerine memleketlerinde en çok neyi özledikleri sorulduğunda “döner” cevabı alınabilmektedir. Berlin Döneri gibi özel dönerler olduğu gibi Alman damak tadına yakınlaşan soslarla sunulan dönerler ilginizi çekebilir. Ama birçok yerde fabrikasyon usulü hazırlanan dönerlerin tadı biraz yavan gelebilir. Ancak Almanya’da pasta, dondurma ve diğer tatlı çeşitleri sizi etkileyebilir. Gayet çeşitli ve güzel bir pasta kültürleri var. Ayrıca Alman ekmekleri de meşhurdur, çok çeşitli ve lezzetli ekmek yiyebilirsiniz.   

Almanya’ya gittiğimizde dikkatimizi çeken bir özellik de nüfusun-şehirlerin ülke geneline yayılması. En kalabalık şehirlerine, sanayi merkezlerine de gitseniz uçaktan inerken oldukça yeşil bir ülke ve az katlı küçük evler görüyorsunuz. Sanayi merkezleri, üniversiteler ülke geneline bölüştürülmüş. Birçok şehir belirli bir Alman markasının fabrikalarına ve genel merkezlerine sahip. Örneğin Münih BMW ve Siemens ile anılır. Hannover ise kimya ve maden firmalarıyla. Belirli küçük şehirler de üniversite kampüsünün bir parçasına dönüşmüş.

Son olarak Aralık ayında Noel öncesi Almanya’ya giderseniz meydanlarda açılan stantları gezerken eğlenebilirsiniz. Bir de kar yağıyorsa Almanya’dan daha fazla keyif alabilirsiniz.

Münih




Almanya’nın en zengin ve güzel şehirlerinden biri Münih. Havalimanından otobüslerle meşhur stadyumun yanından geçerek şehir merkezine varacaksınız ve kısa bir yürüyüşle merkezin merkezi sayılacak katedralin (Fraunkirsche) bulunduğu meydana geleceksiniz.  Kilisenin hemen bir sokak altında da Belediye Binası var. (Neues Rathause). Bu iki tarihi binayı gezip bolca fotoğraf çektirebilirsiniz.

Münih Almanya’nın güneyinde. Almanya’nın üçüncü büyük kenti. Bavyera eyaletinin başkenti. Bavyeralıların kendine has aksanları ve kültürleri var. Hatta Almancaları zor anlaşıldığı için Bavyeriş olarak da adlandırılıyor. Bavyeralı olmanın kendilerine göre bir anlamı, tarihsel bir geçmişi var. Münih’te Türkçe cümleleri sıkça duyacaksınız, kalabalık bir Türkiyeli nüfusu mevcut. (43 bin)

Şehir Alp dağlarına yakın. Dağlar bir anda yükseliyor, berisi geniş bir ova ve ormanlar. İsviçre ve Avusturya sınırına yakın. Münih’e gelmişken İsviçre’ye de geçilebilir. Münih çevresinde Augsburg, Lindau gibi çok güzel küçük kentler, kasabalar ve göller yer alıyor. Zaten romantik yol olarak da biliniyor.

Şehrin zenginliği her yerinden akıyor. Herkes şık ve bakımlı. Zaten BMW’nin, Siemens’in başkenti. Sanayisi, futbol takımı, turistik bölgeleriyle dikkat çekiyor.

Münih şehir merkezinde tarihi katedrali çeviren ara yollarda bolca yürümek, kafelerde oturmak ve alışveriş yapmak oldukça keyifli. Biraz ilerisinde lüks bir alışveriş caddesi var. (Maximillianstrasse) Bu caddeyi takip ettiğinizde bir dizi aralarına tiyatronun da olduğu tarihi yapıları geçiyorsunuz ve nehir kenarına (İsar Nehri) geliyorsunuz.

Münih açısından nehrin bir Düsseldorf veya Frankfurt kadar merkezi bir önemi yok. Nehrin iki yakasında yürüme yolları ve parklar yer alıyor. Ancak nehrin üstündeki köprüyü geçtiğinizde zaten caddeye çıkışınızdan itibaren karşınıza çıkan büyük sarayı göreceksiniz. Güzel bir saray ve güzel bir manzarası var.

Sıkı bir yürüyüşle Münih şehir merkezini bir günde gezmek mümkün. Münih’te bol bol bira içebilirsiniz. Zaten Ekim ayında dünyaca meşhur bira festivalleri de meşhur biralarından kaynaklı.

Münih görülesi bir şehir ama sadece Münih yetmeyebilir. Çevresindeki şehirleri de katarak bir tur yapılabilir veya tura İsviçre ve Avusturya şehirleri de eklenebilir.


Augsburg




Augsburg Münih’e yaklaşık 1 saat uzaklıkta küçük, şirin bir şehir. Münih çevresini gezerken uğranılabilir, 3-4 saat zaman geçirilebilir, bir öğlen yemeği yenildikten sonra yola devam edilebilir.
Augsburg’un en önemli özelliği Bertolt Brecht’in çocukluğunu geçirdiği evinin olması. Ünlü tiyatro yazarının adını taşıyan Brecht Müzesini ücretsiz gezebilirsiniz. Hem sanatçının eserlerini görebilir hem de yaşadığı evdeki eşyaları, odaları ziyaret edebilir, fotoğraf ve resimleri inceleyebilirsiniz.

Augsburg şirin bir kasaba. Şehir merkezinde “alt stadt” keyifli bir yürüyüş vaat ediyor. Uzunca bir yaya yolu yer alıyor, alışveriş caddesi ve dinlenme-eğlenme mekanları yer alıyor. Yolun iki tarafında sıralanan evler ise klasik Alman mimarisini yansıtan şirin evler. 17. yüzyıldan kalma Rathaus’un (Belediye Binası) da yer aldığı şehrin meydanında oturup birşeyler içmek ve belediyenin turist ofisindeki hediyelik eşyaları incelemek ilginizi çekebilir.

Augsburg’tan yakın çevreye günübirlik geziler yaparak ormanı ve yakın çevredeki kaleleri görebilirsiniz.


Düsseldorf




Düsseldorf Almanya’nın kuzeyinde, Kuzey Ren-Vestfelya Bölgesinin başkenti ve en büyük şehri. Almanya’nın sanayi merkezleri içinde en önemli şehirler arasında. Büyük sanayi tesislerini şehre girerken görmek mümkün. Sanayi yoğun olduğu için Türkiyeli nüfus da gayet yoğun. Hem şehir merkezinde hem de Essen, Bochum, Duisburg’da Türkiyeli nüfusun oluşturduğu mahalleler yer alıyor. Bilhassa Duisburg Avrupa’daki Türkiyeliler için gelinlik satış merkezi niteliğinde. Bu mahallelerde Almanya’da olduğunuzu unutuyorsunuz.

Düsseldorf Ren Nehri kenarında kurulmuş bir şehir. Burada da eski şehir kısmını kısa sürede yürüyerek gezmek mümkün. Ancak merkez tren garından eski şehir kısmına yaklaşık 20 dakikalık bir yürüyüşle varabilirsiniz. Tren garı çevresi bilhassa Türkiyeli nüfusun yoğun olduğu kesim. Yolunuzu kaybederseniz rahatlıkla soracağınız birilerini bulabilirsiniz.

Düsseldorf da savaştan aşırı derece etkilendiği için savaş sonrası yeniden inşa edilmiş. Eski şehir kısmında da alışveriş merkezinden öte yeme-içme-eğlence mekanları ağırlıkta. Zaten bu bölgeye “dünyanın en uzun barı” da deniliyor. Üniversiteli nüfus fazla olduğu için genç sayısı da oldukça fazla. Ancak özellikle Cuma akşamları tüm mekanlar dopdolu oluyor, her yer, sokaklar gençlerle dolup taşıyor ve çok sayıda sarhoş öğrencinin şuursuz hareketleri sizleri rahatsız edebilir.

Bu arada komşu Köln kentiyle araları bozukmuş, Köln’den bahsetmemekte fayda varmış diyolar. Bara oturduğunuzda sipariş almaya gerek duymadan biranız önünüze gelebilir, bardağınız bitince yine sormaya gerek duymadan yenisini getirebilirler.

Bu bölgedeki mekanlar sizi çekmezse, biraz daha yürüyüp nehir kenarına gelebilirsiniz. Nehir kenarında hem yürüyüş yapmak hem de kafelerde dinlenmek mümkün.

Tren garından eski şehre doğru yürürken şehrin lüks alışveriş caddesini (Könnigsalle) de rahatlıkla göreceksiniz. Uzun bir cadde, dünyanın her yerinde bulabileceğiniz mağazalar yine her yerde bulabileceğiniz ürünlerini sunuyorlar.



Güzel dondurmacıları olduğunu da akılda tutmak gerekir.

Düsseldorf’a Türkiye’den yoğun şekilde uçak seferleri bulunduğu için erken davranıldığında ucuz uçak bileti bulmak mümkün. Bu nedenle Almanya gezilerinde Düsseldorf havalimanı dikkate alınabilir. Düsseldorf ayrıca Hollanda ve Belçika’ya yakın olduğu için (Hollanda arabayla 2-2.5 saat) Düsseldorf üzerinden Amsterdam, Brüksel, Brugge gezisi de planlanabilir.


Köln




Köln, Düssedorf’a yaklaşık 1saat uzaklıkta bir şehir. Eyaletin en büyük, Almanya’nın Münih’ten sonra 4. büyük şehri. Dom Katedrali en meşhur yapısı.

2. Dünya Savaşı sonrasında şehrin her yer yeri yıkılmış, yalnızca katedrale bomba atılmamış, bu durumu gösteren dramatik fotoğrafları görmek mümkün.

Dolayısıyla Köln’e gelinmişse katedral ziyaret edilecek. Katedral zaten nehir kenarında. Oradan nehir kenarında yürüyüşe çıkılabilir, nehir kenarından da alt stadt bölümü gezilebilir. Gayet küçük bir eski şehir bölümü var. Burada bolca bar, kafe, restoran bulunabilir.

Ren Nehri şehrin ortasından geçtiği ve şehir iki yakadan oluştuğu için örneğin Erdoğan Köln’de miting yaptığında nehrin bir tarafında Erdoğan mitingine katılanlar, diğer tarafında ise protesto edenler toplanabilir. Böylesi bir hizmet anlayışı da var.

Bunun dışında Köln’de çok fazla bir beklentiye girmemek gerekir. Örneğin Frankfurt’a geçerken uğranılabilir.


Frankfurt





Tam ismi Frankfurt am Main. Hessen eyaletinin en büyük ve Köln’den sonra ülkenin en büyük beşinci şehridir. Almanya’nın modern ve zengin şehirlerinden. Yapılaşması bakımından diğer Alman şehirlerinden biraz daha farklıdır, gökdelenler vb ile klasik bir küresel kent biçimini daha çok almıştır. Avrupa Merkez Bankası buradadır, bu nedenle ekonomi toplantıları zamanında büyük protestolar yaşanır.

Frankfurt’ta da Main Nehri şehre damgasını vurur. Tarihi bölge sınırlıdır ancak gezilecek yerler tarihi bölgesiyle sınırlı değildir. Alışveriş caddeleri, kafeler, barlar şehrin farklı yerlerine yayılmıştır. Yine de alt stadt kısmında kısaca gezmek ve bir şeyler içmek mümkündür.

Nehir üstündeki Eiserner Köprüsünde sevdiğinizle aşkınızı sabitlemek için kilit takıp anahtarını nehre atabilirsiniz. Birçok Avrupa şehrindeki bu inanış burada da mevcut.

Römer Meydanı daha tarihsel dokuyu korurken, Kaiser strasse alışveriş amaçlı uğranacak bir yerdir. Merkez tren garı tarihi bir bina. Garda yapılması istenen kentsel dönüşüm planına karşı geçtiğimiz yıllarda büyük bir mücadele veriliyor ve gar korunuyor.

Havalimanı gayet büyüktür. Çalışanların çoğu Türkiyelidir. Şehirde de Türkiyeli nüfus yoğundur. Yine Türkiye’ye uçak seferleri fazla olduğu için ucuz bilet bulmak mümkündür.

Finans merkezi olduğu için genellikle iş seyahatleri için yolu düşenlerin uğradığı bir şehir denilebilir.


Kassel




Almanya’da son olarak kısaca Kassel’den de bahsedeceğiz. Başta da belirttiğimiz gibi Berlin için ayrı bir yazımız var. Kassel ile beraber 7 şehir hakkında gözlemlerimizi paylaşmış olacağız.

Kassel Frankfurt’a 2 saat uzaklıkta, ülkenin tam ortasında küçük bir şehir. Ünlü masal yazarları Grimm Kardeşlerin yaşadığı memleket.

Türkiyelilerin doğal olarak yoğun yaşadığı bir şehir, Meryem Uzerli’nin de memleketi. Aslında bir üniversite şehri. Türkiyelilerin de yoğun yaşadığı şehrin kuzey tarafında üniversitenin kampüsü de yer alıyor. Volkswagen’in önemli bir tedarik merkezi de bu şehirde olduğu için çalışanların önemli bir kısmı VW işçisi.

Kassel geniş bir ovanın ortasında kurulmuş. Yakın çevresinde çokça ziyaret edilen bir saray var. Ayrıca sıcak su kaynakları ile de meşhur. Şehir merkezinde, alt stadt tarafında asıl olarak alışveriş yapılacak mekanlar bulunuyor. (Könnigstrasse)  Ayrıca AVM’ler de yer alıyor. Memleket hasreti çekerseniz AVM’lere de uğrayabilirsiniz.


Kassel’e yolunuz düştüyse şehir merkezinde zaman harcamak yerine doğa yürüyüşlerine öncelik verebilirsiniz. Şehrin biraz dışında Herkules heykelinin olduğu tepeye çıkabilir ve şehre yukarıdan bakabilirsiniz. Ayrıca göle gidip piknik de yapabilirsiniz. 


19 Haziran 2015 Cuma

Lüksemburg: Şehir-devlet




Lüksemburg Avrupa’da küçük bir ülke. Başkenti olan şehir de ülkenin ismini taşıyor. Şehir-devlet demek mümkün, zaten toplamda 3 şehirden oluşuyor.

Belçika, Fransa ve Almanya arasında olduğu için birçok yere yakın ve gezerken geçip görülesi bir şehir. Şehir küçüklüğüne rağmen görece hareketli sayılabilir. Bunda yurttaşlarının zenginliğinin yanı sıra Avrupa Birliği kurumlarının ve birçok şirketin genel merkezinin de Lüksemburg’da olması nedeniyle dışarıdan gelen çalışan nüfusun fazla olmasının etkisi var. Özellikle vergi kolaylığı sağlandığı için birçok şirket genel merkezini buraya taşıyor ve tüm Avrupa’ya kısa sürede ulaşabiliyor.

Zengin ve pahalı bir ülke olduğunu bilmekte fayda var. Günübirlik gelinip devam edilebilir. Oteller de pahalı.  Eski şehir bölgesini gezmek ve Petrus Vadisini seyretmek fazla zamanınızı almaz.

Gezmeye Petrus Vadisini seyretmekle başlanılabilir. Güzel bir seyir terası var. Burası dik bir uçurumun olduğu bir vadi. Petrus nehri vadinin tabanından geçiyor ve vadiyi karşı tarafa bağlayan tarihi Albert Köprüsü tarihi bir köprü. Şehir tarih boyunca işgallerle karşı karşıya kaldığı için bu dik vadi savunma amacıyla değerlendirilmiş, çok sayıda mağara ve tünel yer alıyor. Park olarak düzenlendiği için dilerseniz vadinin tabanına yürüyerek inebilirsiniz ve tünelleri ziyaret edebilirsiniz. Vadinin tabanında, nehir kenarında da klasik tarihi evler ve sokaklar arasında yürüyebilirsiniz.





Seyir terasından yolun karşın tarafında geçtiğinizde Eski Şehre giriyorsunuz. Eski Şehir dar sokakları ile klasik bir Avrupa şehri. Temiz, sakin. Birçok dükkanda Dük ve eşinin fotoğrafları yer alıyor. Şehrin ortasında Büyük Dükalık Sarayını ve Notre Dame Katedralini göreceksiniz. Buradaki meydanda da zaman geçirilebilir. Meydanda çoğu zaman etkinliklere denk gelmek mümkün.
Avrupa Birliği kurumları ve şirket merkezleri ise şehrin öte yakasında.


Lüksemburg’un küçük bir havalimanı var. Çevre ülkelerden küçük uçaklarla düzenli seferler yapılıyor. Yakın  zamanda THY de doğrudan uçmaya başladı. Ayrıca çevre ülkelere gitmişken trenle de uğranılabilir. İş amaçlı gidildiyse de bu vesileyle iş çıkışında ünlü restoranlarında ve barlarında dinlenilebilir.